Çocuk Doktoru Ercüment Sıtma Tedavisi

Çocuk Doktoru Ercüment ten Sitma yani malarya hastaligi hakkinda bir derleme:
Sıtma, “Plazmodyum vivax ” denilen tek hücreli bazı asalak ( parazit ) ların insan±n kara ciğer parankim hücreleriyle kanda “Alyuvar lar” içinde parazit lenmesiyle oluşan ve aralıklÄ ateş yükselmesi, titreme, terleme, kansızlık, dalak ve karaciğer büyü mesi gibi belirti ve bulgulara yol açan bulaşıcı bir hastalıktır. İnsanda sıtma etkeni olan dört ayrı plazmod yum çeşidi vardır. Bunlar, “Plazmodyum vivaks”, “Plazmodyum malarya”, “Plazmod yum falsipa-rum” ve œPlazmodyum ovale”dir. Sıtma çok eskiden beri tanınan bir hasta lık olmakla ve yapılan yaygın çalıÅmalarla birlikte, dünyada henüz tam olarak çözüm lenmemiş bir sorundur. Günümüzde 100 milyona yakın sıtma hastasının bulunduğu ve her yıl bir milyon insan ın sıtma nedeniyle kaybedildiği sanılmaktadır. Sıtma, ülkemizde de önemli sağlık sorunlarından biri olma özelliğini göstermiştir. 1᙮ yılında ülkemizde yaklaşk 146 bin sıtmalı olduğu sapta nmıştı. Ancak gerçek sayı bunun en az 10 katıydı. 1945yılında sıtma savaş kanunu yürürlüğe girip, sıtma hasta lığıyla devletin etkin bir savaş a girişmesi sonucu 1970 yılında saptanan sıtma olayı sayısı 1263′e düşmüŸtÃr. Bu hastaların büyük bir çoğunluğu Çukur ova çevresinde yaşamaktaydılar. Ancak tarımsal sulama çalş malarının gelişmesi sıtma etkenini taşıyan sivrisinek lerin böcek öldür ücü ila§lara karşı direnç kazanmaları ve sıtmayla savaŸÄ±n eski önemini kaybetmesi sonucu 1970 yılından bu yana

SoJ; Batak lıklar ve kirli sular, sivrisinek/erin üreme leri için uygun ortamlardır. Üst: İnsandan kon emmekte olan bir sivrisinek. Plazmod yum malarya fşizont)

sıtmalı hastaların sayısı her geçen yıl belli bir artış göstermiştir. Çocuk Doktoru Ercüment Nitekim 1977 yılında ülkemizde saptanan sıtma vaka larının sayısı 120,000′e yükseldi. Üstelik bu vakalara ülkenin birçok bölgesinde rastlanmaya başlandı. Sıtmanın ülkemizde yeniden bir hortlama dönemine girmiş olması, sıtma savaş programlarına yeniden ağırlık verilmesi zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.

Sıtma hasta lığının bulaşmasında taşıyıcılık görevini Anofel adlı sivrisinek türünün dişileri görür. Dişi anofel önce hasta insan ların kanım emer. Daha sonra da sağlıklı kişilerin kanını emerken, sıtma etkenini bulaştırır. Sıtma hastalığının etkeni olan plazmod yumu hastadan emdiği kanla kendi vücuduna alan sivrisinek, etkenin burada çoalmasına konaklık eder. Plazmodyum-lar çoğalıp, sivrisineÄin tükürük bezine geçerler. Sivrisinek teki bu Ãoğalma biçimine “Sporogoni” denir.

Sivrisinek sağlıklı bir insanı soktuğunda salgıladığ± tükürük salgısıyla birlikte sıtma etkenini de kişinin kanma karıştırır. Böylece sağlklı bir insan a bulaşan sıtma etkeni, bu yeni konağın önce karaciğer parankim hücrelerinde çoğalır. Daha sonra buradan kana1 geçip alyuvarların iine girer. Alyuvar lara giren plazmodyumlar burada da çoÄŸalırlar ve bir süre sonra alyuvarları patlatıp yeniden kana karışırlar. Kana karışan plazmodyumlar yemden başka alyuvarlara girerek çoğalmalarım sÃrdürürler.

İnsan vücudunda karaciğer parenkim hücreleri ve alyuvarlar içindeki bu çoğalmaya da âŞizogo-ni” denilir.

Damacana Su Bayiliği Alın :
1- 10.000 Damacana Su Bedava
2- 19 litre Damacana Dolumlar 0.59 TL
3- Bedava demirbaş damacana
4- Full Sebil ve Pompa desteği
5- Full reklam masrafları desteği
6- Tabela , cam ve araç giydirme
Damacana Su Fabrikalarımız:
1- Akdamla Su 2- Damak Su 3- Uludağ Su
Su Bayiliği Başvurusu: 0 532 212 07 46

Her plazmo dyum çeşidi için belli olan çoğalma süresinden sonra içinde çoğaldıkları alyuvarları patlatıp kana karı±rlar. Bu çoğalma süresi plazmodyum vivaks ve plazmodyum ovale için 48, plazmodyum malarya için 72, plazmodyum falsiparum için de 36 – 48 saattir. Plazmodyumla-rın yani sıtma etkeni olan asalağın belli aralıklarla alyuvarlar patlatmasından hemen sonra da “Sıtma nöbeti” denilen belirtiler zinciri ortaya çıkar. Bunlar; alyuvarların patlamasıyla kana karıÅŸan alyuvar artıkları, alyuvarlara kırmızı rengi kazandıran hemoglobin denilen renkli madde ve kana karışan plazmodyumlardır. Başlangıçta sıtma nöbetleri düzensizdir, çünkü alyuvarların patlamaları düzensizdir. Daha son-

raları ise plazmodyum tÃrüne bağlı olarak sıtma nöbetleri belli aralıklarla belirmeye başlar. Plazmodyum vivaksm neden olduğu sıtmada alyuvarlar 48 saat içinde patlar. œÃ§üncü gün, sıtma belirtilerinin bulunduğu gündür. Bu nedenle plazmodyum vivaksm yol açtığı s±tmaya “Üç günlük sıtma” denir. Plazmodyum malaryada alyuvarlar 72 saatte patlarlar. Sıtma nöbeti dördüncü günde ortaya çıkar. Bu nedenle plazmodyum malaryanın yol açtığı sıtmaya “Dört günlk sıtma” denir. Yani nöbetler dört günde bir gelir. Plazmodyum falsiparumda alyuvarlar 36-48 saatte patlarlar. Öyle ki burada sıtma nöbeti ikinci ya da üçüncü günde görülür. Buna göre iki. gÃnlük sıtma ya da üç günlük sıtma gelişir. Plazmodyum falsiparum genellikle dalak, karaciğer, kemik iliği gibi organların kılcal damarlarında §oÄalır. Plazmodyum ovalede, alyuvarlar 48 saatte §atlar..Sıtma nöbeti üçüncü gün olur. Bu tipe de “Üç günlük sıtma” denir. Plazmo dyum falsiparumla bulaşan alyuvarlar birbirlerine ve damarların iç duvarlarına yapışma eğilimindedirler. Bunun sonucu olarak kılcal damarlarda kan dolaşımı yavaşlar, kan damarl arının geçirgenliği değişir ve bazı kılcal damarlar da tıkanır. Özellikle beyin olmak üzere kılcal damarları tıkanan dokularda kanama, şişme ve oksijen azlıı gelişerek tehlikeli belirtiler ortaya çıkar. Anımsanacağı gibi patlayan alyuvarlarla birlikte kana hemoglobin maddesi de fazla miktarda karışmaktaydı. Beyin, karaciÄer, dalak ve deri gibi organlar, bu maddenin fazlaca birikmesine bağlı olarak gri-siyah bir renk al±rlar. Dalak başlangıç ta yumuşaktr. Müzmin-leÅŸmiş vakalarda ise büyür ve sertleşir. Dalakta kanama odaklan gelişebilir. Büyümüş ve sertleşmiÅŸ olan dalak kendiliğinden hafif bir darbeyle yırtılabilir. Plazmodyum vivaks sıtmasında kuluçka d¶nemi kişinin bağışıklığına göra 8-24 gün (bazen de çok daha uzundur) sürebilir, Bilindiği gibi kuluçka döneminde bulaşma olmasına karşın, hastalık belirtileri ortaya çıkmaz. Kuluçka döneminin sonunda hastalık bazen genel rahatszlık belirtileriyle çoğu kez de sıtma nöbetleriyle aniden baÅlar. Tipik bir sıtma nöbeti titreme (soğuk), ateÅ (sıcak) ve terleme olmak üzere 3 dönemde geliÅŸir. Titreme (soğuk) döneminde, hastada şiddetli bir üşüme duygusu, titreme, bulantı, kusma, baş aÄŸrısı, sık idrara çıkma gibi belirtiler görülür. Hastanın yüzü soluk, nabzı hızlı ve dolgun, derisi hafif morarmıştır. Titreme, genellikle 15-Ȝ dakika kadar sürer. Bu dönemin sonunda hastan±n ateşi yavaş yavaş yükselmeye başlar ve sıtma nÃbeti ateş (sıcak) dönemine girer. Üşüme duygusunun kaybolmasıyla’birlikte, hastanın ateşi 40°-41°C’ye yükselir. Hasta şiddetli bir sıcaklık duyar. Buna ek olarak bulantı, kusma, susuzluk, baÅ ağrısı, göz ağrısı ve karnın sol yarıs±nda kaburganın hemen altına rastlayan bölgede dalak ağrısı gelişir.Hastamn solunumu sıklaşmıştır. Derisi kurumuş, yüzü kızarmıştır. Bazı hastalarda bilinç kaybı ve sayıklama görülebilir. 2dž saat kadar süren ateş dönemi şiddetli bir terlemeyle sona erer. Hastanın ateşi terleme döneminde düşer. Nöbet sona erdiğinde halsizlik dışında herhangi bir yakınma kalmaz. Sıtma nöbetinin t¼mà yaklaşık 6-12 saat kadar sürmektedir. Sıtma nöbetleri ilerledikçe hastada bir kansızlık geliŸir. Kan sayımında alyuvarların sayısı azalmıştır. Nöbet sırasında hastanın kanında akyuvarların sayısı çoğalır. Bilindiği gibi akyuvarlar±n çoğalmasına “Lökositoz” denir. Tedavi görmeyen kimselerde bağışıklığın gelişmesiyle birkaç ayda nöbetlerin arası açılır, şiddeti azalır, daha sonra da nöbetler tümüyle kaybolur. Ancak bu durum, hastalık aylar ya da yıllar sonra yeniden ortaya çıktığında görülebilir. Bağışıklık oluşmayan hastalarda sıtma nöbetleri sayıca arttıkça kansızlık da ağırlaşır. Hasta çok fazla kilo kaybeder ve sonunda Ölür.
Plazmodyum falsiparum sıtmasında, öteki sıtma çeşitlerine oranla çok daha sık komplikasyonlara rastlanır. Bu komplikasyonlardan biri “Beyin sıtması” denilen durumdur. Bir başka komplikas-yonda “Sıtma hiperprelaksisi’denilen durumdur. Burada, beynin ısı düzenleme merkezindeki bozukluklar nedeniyle ateş çok yükselir ve vücutta güneş çarpmasına benzeyen bir tablo gelişir. “Karasu humması” denilen durum stmada rastlanılan bir başka komplikasyondur. Alyuvarlarında Glikoz-G-phosphotase ferment de-fekti olup genellikle soğukta kalan, fazla alkol kullanan ya da yetersiz tedavi görmüş hastalarda gelişir. Bu gibi hastalarda ateş kısa zamanda yükselir. Bulantı, kusma, sarılık, kan işeme ve böbrek yetmez liği gelişir. Böbrek yetmezliği idrarın az çıkmasına ya da hiç çıkmamasına, idrar içinde hastanın protein kaybetmesine neden olabilir. Bu hastalarÄn idrarı bir süre bekletilirse siyah bir renk alır.

Bu gibi hastalarda tedaviye karşın, ölüm oranÄ oldukça yüksektir. Sıtmada ilk nöbetin sona ermesiyle müzmin devre başlar. Ameliyatlar, yorgunluk, heyecan, iklim değişiklikleri, darbeler ve vücudun direncini kıran her türlü etken, bu devrede sıtmanın yeniden ortaya çıkmasına yol açabilir. Yeterli bağışıklık gelişmemiş olan kimselerde bu duruma daha sık rastlanmaktadır. Çocuklarda sıtma daha ağır seyreder. Beden sel ve zihinsel geliŸme bozulur. Sıtma sonucu ölümler çocuklarda daha sÄk görülmektedir. Sıtma hamile kadınlar için de önemli bir sorundur: Düşük, erken doğum ve Ölü doğum tehlikesini arttırır. Müzmin sıtmalı annelerin çocukları da doğuştan sıtmalı olabilirler.

Sıtma hastalığının teşhisinde, parmak ucu ya da kulak memesinden alınan kanda etkenin görülme sinden yararlanılır. Kan almadan birkaç dakika önce hastaya adrenalin zerk edilmesi kanda sıtma etkenini görme olasılığım çoğaltır. Sıtmada ilk nöbetlerden başlayarak bağışıklık gelişir ve nöbetler birkaç hafta ya da ay sonra kendiliğinden ortadan kalkar. Bağışıklık genellikle hücreseldir. Daha önce de belirttiğimiz yorgunluk, ameliyat gibi nedenler bağışıklığı güçsüzleştirdiÄŸinde sıtma yeniden ortaya çıkar. Yeterli bir baÄŸÄşıklık ohışturamayanlarda ilk nöbetlerin uzun sürmesi ve ağır geçmesi ölüm tehlikesini çoÄŸaltır.

Sıtmanın tedavisinde bağışıklığı olan hastalarda “Klorokin” adlı ilaç sıtma nöbetlerini durdurur. “Atebrin”, “Kinin” de bu gibi hasta larda kullanılır. Bağışıklığı olmayan hastalarda aynı ilaçların daha uzun süreler kullanılması gerekir. Kinine ek olarak “Primetamin” ve aminöakridin türevleri (atebrin gibi) verilmesi uygundur. Sıtmanın tümüyle ortadan kaldırılması için sırayla “Klorokin”, “Primakin’\ “Primetamin” tedavisinin uygulanması gerekir. Bu programla kitlelerde sıtma tümüyle tedavi edilebilir. Ülkemizde sıtma ilaçlarının ücretsiz olarak dağıtıldığını belirtelim. Sıtma tedavisinde yatak istirahatı, hastanın protein ve kaloriden zengin ve bol sivili besinler alması çok Önemlidir. İleri derecede kansızlık gelişen durumlarda kan nakli yapılmalıdır. Kuşkusuz sıtma hastalığına karşı alınacak en iyi önlemler hastalığın yayılmasında çok Önemli rol oynayan ve taşıyıcı sivrisinekleri barındıran pis su birikintilerinin.bataklıklarm ortadan kaldırıl^ ması, sıtmanın g¶rÃldüğü bölgelerde sağlıklı kişilerin cibinlikler altında yatmasıdır. Çocuk Doktoru Ercüment bu önlemlerin yanı sıra etkili bir sivrisinek savaşma girilmesi de gerekir. Sıtmanın yaygın olduÄŸu bölgelere giren sağlıklı kişilerin haftada bir kez 300 mg. klorokin almaları ve bölgeden ayrıldıktan sonra da iki hafta süreyle günde 15 mg. Primakin almaları yararlı olacaktir. Bu makale alintidir. Düzenleyen Çocuk Doktoru Ercüment.

- Veznedar.com Doğal Bitkisel Takviyeler -

-- Çakşır Köklü Süper Karışım
-- Yüksek Cinsel Başarı
-- Erkekte Cinsel Organda Büyüme
-- Yan Etkisi Olmayan Afrodizyak
-- Yanınızda Bulunsun Acil Durumlarda :)
Fiyatı: 119 TL Satın Al

Çocuk Doktoru Sönmez Anemia

Çocuk Doktoru Sönmez Anemi Hastaliği

Kansızlık birçok nedenlerden meydana gelen bir durumdur Belirtileri genellikle aynıdır ama hastalığın ve kansızlık derecesıne göre değişir Yorg unluk, zay±flık, baş dönmesi kulak çınla ması, gözlerde le keler solgunluk ve baş ağrıları en çok görülen belirtilerdir. Çocuk Doktoru Sönmez Eğer kanama ilerlemışse nefes darlığ, nabzın süratle nmesi, zayıfla ması ve nihayet koma hali görülür.

Oluş neden lerine göre üç tip kansızlık sa yılabilir: Birinci tip kansızlık kan yapımı nın azalması sonucu meyd ana gelen kan sızlıklardır: İkinci tipte kan kaybı söz konusudur: Üçüncü tip kan sızlıkta ise alyu varların yıkımında artma vardır. Çocuk Doktoru Sönmez.

Kan yapımının azalma sına bağlı anemiler:

Bu tip kansızlıklar içinde en çok görülen demır eksiklik lerine bağlı kansızlıklardır Demir vücudumuzda toplam 4 gram ka dardr Bunun 2,5 gramı kanda hemoglobi ne bağl± olarak, 1 gramı depo demiri olarak, 0,5 gramı da myoglobın olarak dokularda ve ayrıca bazı enzimlerde bulunur. Çocuk Doktoru Sönmez

Kadın larda adet kanaması esnasında, ge belikte, st verme esnasında ve çocukluk çağında demir ihtiyacı normalin birkaç katına çıkar Demir eksik liğinin nedenleri arasında, kanamaları, barsak parazitle rini ve özellikle Anadolu’da görülen top rak ve kıl yeme alışkan lklarını sayabiliriz.

Demir eksikliğine bağlı kansızlıklarda te davi için ağızdan demirli ilaçlar tablet ve ya şurup şeklinde verilir. Bu arada dışkı nın siyah renk almasının demirden olabi leceği de unutulmamalıdır. ocuk Doktoru Sönmez

Megalo blastik anemiler: Karaciğer hasta lıkları, tıroıd bezi yetersizliği, tüberküloz, Hodkgın hastalığı ve alyuvarların yıkımı nın arttığı (hemolıtık anemi) durumların da bu tıp kansızlık vardır. Ortak neden, folık asit ve B 12 vitamini eksikliğidir Al yuvarlar normalden daha b¼yÃk tür ama oluş hızları çok düşüktür Pernısyoz ane mi denen kansızlık çeşidi en onemlıs±dÄr. Bu hast alıkta midenin salgıladığı entrensel faktör adında bir madde eksiktir. Bu na bağlı olarak da B 12 vitamini sindirilemez. Çocuk Doktoru SÃnmez , Erken teşhis ve tedavi edilmezse si nir sistemi bozukluklarına neden olabilir. Teşhiste halsizlik, çabuk yorulma, nefes darlığı, ellerde uyuŸma, dilde yanma ve atrofi gibi belirtiler nemlidir. Dil kırmızı ve kaygan bir görünüm alır. Tedavide B 12 vitamini ile beraber folik asit verilmelidir.

Kronik enfek siyon anemisi: Çeşitli neden lerden ötürü kemik iliği yetersizliğine bağ lı olarak meydana gelen kansızlıklardır. Verem gibi kronik enfeksiyonlar, lösemi ler, zehirli maddeler ve baz± ilaçlar (Kloramfenikol, sulfamidler, hydantoin, butazolidin ve altın tuzları) tiroid yetmezliği, kronik böbrek hastalığı ve aplastik anemi saylabilir. Bu gibi durumlarda önemli olan kansızlığa neden olan hastalığı tedavi et mektir.

Kalıtımsal Sferositoz hastalığı : Diğer adıyla Ailevi hemofilik sarılık, alyuv arların şeker tüketme yeteneŸindeki anormallik ten ileri gelir ve kalıtımsal olarak sonraki kuşaklara geçer. Küre şeklini alan alyu varların yaşam süresi çok kısadır. Dalak bu anormal biçimli alyuvarları yutar ve or ada yok eder. Bu nedenle dalak çıka rılması, yani splenektomi ameliyatı yapı lır. Dalak çıkarılmasından sonra da, alyu varların şeker üretiminde bozukluk görü lebilir ama yaşam süreleri normaldir.

Akdeniz Kan sızlığı: Talasemi ya da Cooley kansızlığ± adı verilen bu hastalk da bir başka kalıtımsal alyuvar bozukluğudur.
Bu hastalık daha çok Yunan lÄlarda ve İtal yanlarda görülür. Hemoglobin üretememe yüzünden ortaya çıkar. İlk evreleri demir eksikliğinden doğan kansızlığa benzer. İle ri evrelerde hemolitik bir kansızlık ve so nunda sarılık görülür. Dalak ve böbrek bü yür. Etkili olabilecek tek tedavi kan nakli dir.

Orak hücreli anemiler: Bir başka kalıtım sal kan hastalığı olan orak hücreli kan sızlıkta ise alyuvarlardaki hemog lobin bileşimi normalden farklıdır (S hemoglobi ni). Bu nedenle alyuvarlar orak ya da ya rım ay bi§imini alır. Alyuvarların yaşam sü resi çok kısadÄr ve hasta kansızdır. Bu hastalık daha çok zencilerde görülür. Be lirtilerini göstermediği kimselerde bu hastalık genlerde saklı kalır. Bu hasta ların kat nmda anormal hücre oluşumu vardır fa kat kansızlık yapacak kadar çok değildir.

Bu durumda olan kişiler taşıyıcıdırlar. Eğer hast al±k taşıyıcı bir kadınla, bir erkek evlenirse, çocuklarında çok şiddetli bir orak hücreli anemi ortaya çıkar. Bu has talık için öne sürülen üre ve siyanat te davileri henüz deneme devresindedir. Kan tranfüz yonları ile hayatın devamı sağ lanabilmektedir.

Apîastik Anemi: Alyuvarların kemik ili ÄŸinde üretile meme hastalığıdır. Arsenik ve benzin gibi zehirli maddelere maruz kal ma ve yüksek oranda radyasy
ondan etki lenme sonucu oluşabilir. Akyuvarlar ve trombositler de azalabilir. Polisitemi.- Alyuvarların anormal şekilde artmasıdır. Bu hastalığın polisi temi vera diye bilinen bir çeşidinde ise, kanın her türlü hücrelerinde artış gör¼lÃr. Kan sayı mı milimetre küpte 7-10 milyon arasında dır. Kan hacmi, normal miktarı olan 5 lit reden 10 litreye yükselmiştir. Polisitemili bir insanın derisi genellikle kırmızıdır. Da lak büyür ve kan basıncında artış görüle bilir. Sempto mlarÄn nedeni çoğalan kanın, kan damarlarında normal hızla akmama-sıdır. Kanın damarlarda aniden p±htılaş ması, çok sık görülen bir durumdur. Te davi, kan akıtma yolu ile yapılabilir. Kanı normal hacmine getirmek için çok mik tarda kan alınmal±dÄr. Bu hastalığın teda visinde radyoaktif maddelerin kullanımı önem kazanmıştır. Radyoaktif fosfor ke mik iliğinde alyuvar oluşumunu engelleye rek alyuvar miktarını düşürebilir. Bu te davi yöntemi, hastanın iznine bağlıdır. Po lisitemi vera€™nın tedavisinde en önemli faktör, kanın hac mini aynı düzeyde tut mak açısından doktor-hasta iliÅŸkisinin kı sa aralıklarla sürdürülmesidir. Hastalığın nedeni henüz bilinmemektedir. Yüksek b¶lgelerde yaşayan insanlarda ya da kalp ve damar hastalarında da polisitemi görü lebilir. Bu gibi durumlarda polisiteminin nedeni oksijen yetersizliğidir.

Yeni doğan bebeklerde görülen kansızlk : Eritrobla stosis fetalis denilen bu hasta lıkta annenin kanÄ Rh negatif, babanın ka nı Rh pozitiftir. Böyle evlenmelerde doğa cak çocuğun kanı Rh pozitif olursa anne gebeyken, çocuğun kanındaki hücrelerden bir kısmı annenin kan dolaşımına geçer ve annenin bu kana karşı duyarlı hale gel mesine neden olur. İkinci gebelikte yeni den Rh pozitif kan annenin kan dolaşımı na girdiğinde önceden oluşmuş güÃlü an tikorlar, bunları yok etmek için bebeğin kan dolaşımına girerler ve alyuvarlara za rar verirler. Zarar gören alyuvarların ya şam süresi k±sadır. Hızla yok olurlarken, parçalanan hemoglobinden çıkan bilirubin maddesi birikmeye başlar. Böylece bebek sanlığa yakalanmış ve kansız kalmıŸ olur.

Yeni doğmuş bebekteki bilirubin maddesi omurilik sıvısına geçerek beyne ulaşabi lir. Bu yolla çok tehlikeli, teda visi olanaksız bir biçimde beynin bazı merkezlerinin tahrip olmasına neden olur. Buna kernikterus denir. Nüfusun % 15′inde Rh nega tif kan bulunduğu gibi her gebe olan Rh negatifli kadının bebeğinin hemolitik has talığa yakalanmasÄ şart değildir. Bazen er keğin kanı da Rh negatif olabilir. Bu du rumda bebeğin kanı Rh pozitif olmaz. Ge belik esnasında her bebeğin kanı annenin dolaşım sistemine geçmez, bu nadiren olan bir durumdur. Doktor, anne ile babanın kan gruplarını saptar ve gebelik süresince annenin kanındaki anti Rh antikorunun dü zeyini indirekt Coombs testi ile araŸtÄrır.
Eğer çocuklarda eritroblatosis fetalis g¶ rülürse, kandaki bilirubini ve tehlikeli an tikorları dışarıya atmak için çocuğun ka nı tamamiyle değiştirilir (Exchange tran-fussion).

HastalıŸÄ±n şiddeti her vakada farklı oldu ğu için, her çocuğa böyle bir tedavi gerek meyebilir. ABO kan gruplarına bağlı olarak ortaya çıkan hemolitik hastalıklar da var dır. Yeni doğan çocukların uzayan sarılık larında ABO uyuşmazlığını gözön¼nde bu lundurmalıdır. Çocuk Doktoru Sönmez .

- Veznedar.com Doğal Bitkisel Takviyeler -

-- Çakşır Köklü Süper Karışım
-- Yüksek Cinsel Başarı
-- Erkekte Cinsel Organda Büyüme
-- Yan Etkisi Olmayan Afrodizyak
-- Yanınızda Bulunsun Acil Durumlarda :)
Fiyatı: 119 TL Satın Al